Biraz kırgınım kendime bu aralar. Neden bilmiyorum. Havalardan mı yoksa geçmişin iz düşümünden mi anlayamadım bir türlü. İnsan kırılır mı kendine? Ya da bir insan nasıl kırar kendi ruhunu. Bende mi var acaba bir tuhaflık?
Bir acı kahvenin kırk yıl hatırı vardır dediler. Bir acı kahve yaptım kendime… Kırk yıl hatırım olur mu bilmem ama bir fal kapadım bakalım ne çıkacak bana geçmişten geleceğe… (inanmasam da adet bulsun yerini)
Her gün yeni bir gün doğuruyor bir gün öncesinin izleriyle birlikte. Bazen saplanıp kalıyorum geçmişin izlerine. Ben bir gün sonraya umutlar adasam da bırakmıyor peşimi. Bilirim ki kaçmak değildir çözüm. Kaçmak istesen de kaçamazsın geçmişin izlerinden. Ama biraz özgürlük istiyorum dünden kalan tüm izlerimden. Belki kısa bir yolculuk kendimle baş başa…
Mevsimler değişiyor. Günler bitip gidiyor. Geride kalanlar ne? Belki biraz hüzün, belki biraz sevinç… Önümüzde ne var? Ne çıkacak yolumuza? Hangi engel bekliyor bizi? Gençlik nereye gidiyor? Kimse bilmiyor nereye gittiğini. Herkes bir telaş koşturuyor. Dünya dönüyor. Döndükçe düzen düzensizlik içinde devam ediyor. Dağınık yaşıyoruz. Yaşıyor muyuz? Hayır yaşamıyoruz. Ya da Evet yaşıyoruz. Her şeye rağmen kalp ritmine devam ediyor. Tik tak… Tik tak… Tik tak…
Kaçımız en son bir dostla oturup acı bir kahve içtik kırk yıl hatırı olacak. Sanal dünyada yaşıyoruz nicedir. Kahve falları bile sanal… Şıkları dolduruyorsun. Hadi bakalım neyse falım çıksın halim. Yitiriyoruz artık geçmişin güzelliklerini. Yeni bir gün biterken yeni eklenen geçmişimizde artık bir güzellik kalmıyor. Ve kimsenin durup, durdurmaya niyeti yok bozuk bozulası bu düzeni…
Eskileri anımsayacak kadar eskimedim henüz. Ama eskidiğimde hatırlayacaklarım hiç hoşuma gitmiyor. Daha doğrusu hatırlamak istediğim bir geçmişe sahip olup olmayacağımı bilmiyorum. Saçlarım beyazladığında ( gerçi şimdiden başladı aklar egemenlik kurmaya.) Ahhh o günler diyebilecek miyim? İnanın artık bilmiyorum. Ahhh o günler diyebileceğim günler yaşamıyorum.
Hayatın renkleri varmış bir zamanlar. Pembe panjurlu bir ev… Mavi bir deniz… Akşamsefaları iki yudum rakı eşliğinde… Şimdiler gri ağırlıkta… Ne derdi dinleyecek dost kalmış akşamsefalarında… Ne de derde derman mavi bir deniz baharın ortasında. Sümbüller bile kokmuyor eskisi gibi. Tat kalmadı. Tadı kalmadı hiçbir şeyin. Ağzımızda bir zehir tatlı geliyor bize…
Yine de güzellikleri var hayatın. Ne kadar gri olursa olsun güneş hep aynı doğuyor üzerimize. Yeni bir gün yeni bir umutla birlikte… Bahar geldi yine tüm haşmetiyle. Her yer rengârenk çiçek açtı. Erik dalları gelin gibi… Çağla’lar… Kuşlar… Toprak kokuyor yeşile… Aşk… Aşk… Aşk…
Bahar aşksız aşk baharsız olur mu? Kan kaynar deli kan durmaz akar. Bir başka olur baharda aşk. Bir başka duyulur Tik taklar. Kış uykusundan uyanıyor Aşk… Belki de sizin kapınızda şuanda… Hadi… Kalkın yerinizden açın kapıyı. Sesini duyuramaz giderse, bir daha ne zaman gelir geriye kim bilir…
Benim falımdan neler çıktı size anlatmayacağım. Ama yazım kadar karamsar değil… Şimdi sizde kendinize acı bir kahve yapın ( kırk yıl hatır kahvenin acısında unutmayın. Tatlı olunca aynı hatırı bırakmıyor sanırım.) ve ondan sonra bir falda siz acın. (inanmayın tabi ki maksat muhabbet) Aşk yoksa hayatınızda aşk çıksın falınızda. Varsa eğer o zaman ne istiyorsanız o çıksın fincanınızda.
Şu an tam 42 kişi yazıları RSS ile takip ediyor. Sen de üye olmak ister misin?
Havalar ısınmış, insanlar kıpır kıpır. Akşamüstü buluşmaları başlamış nedir bu karamsarlık sendeki… Aşk yok bu arada ama cadde de güzel kızlar varmış ha!
geleceyimi ogrenmek istiyorum