GÖRÜNMEYEN UFUKLARDAN, DOĞACAK BİR GÜNEŞ BEKLEMEK!

GÖRÜNMEYEN UFUKLARDAN DOĞACAK BİR GÜNEŞ BEKLEMEK!

Karanlık…
Etrafta ışık yok…
Güzel günler rafa kalkmış,
Her zamankinin aynısı senaryolar yazıyor tarih!
Seyreden çok!
…..

Geçmiş ve sararmış zamanlar,
Acı/tatlı anlarda sivrilen gülümsemeler…
Taş kesilmiş ağlayışlar…
Kim yabancı, kim yerli?
“Hangi çılgın bana zincir vuracakmış? Şaşarım!”
derken,
“Lanet” kokulu insanların ortasına düşmek!
Onlara “hoşgörü” duymak, onları “tanımak”…

Olanı biteni anlamakta güçlük çekiyor insan.
Neler olmuyor ki?
Tepelere çıkıp uzaklara bakınca,
Derin nefes alırken…
Bulanık ufukları görünce tadı kaçıyor insanın…
Bu kadar bulanık olacak mıydık?
Olmalı mıydık?

Son yaşananların ardından, bir şehit yakınından;
“Şehit olan da, kurşun sıkanda bizim evladımız…”
heyezanını duyacak mıydı bu kulaklar?
Gelinen noktaya rağmen hala ve hala “açılım” diye
direnip,
Lanet olası örgütün siyasi ayaklarına karşı…
Onların siyasi temsil güçlerini tanıyarak,
Onları sürekli muhatap alarak…
Üstelik “katil başı”nı işaret eden demeçlerine rağmen!
Değerlerine değer, toplum önündeki simgelerine ise;
üst kimlik özelliği kazandıran yöneticileri de…
Politikacıları da…
Görecek miydi?

Gelecek nesiller…
Sonrakiler…
Sahip çıkamadıklarını yada çıkamayacaklarını düşündükleri
bir bayrağın önünde saygı duruşunda bulunmayı…
Emanetine hakim olamadıklarını düşündükleri bir Atatürk
büstünün önünden geçmeyi…
Tüm polis güvenliğine ve geniş önlemlere rağmen,
“yere indirilip ayaklar altına alındığını” hayal ettikleri
veya büyüklerden dinledikleri bir bayrağa sahip kamu
binasıönünden yürümeyi…
İsterler mi?
İsteyecekler mi?

Tüm bu heyezan şelalesi altında soğuk duş yaşayan…
Geçmiş ile gelecek arasındaki sıcak köprüleri şimdiden
dışlamış!
Şimdiden alarm tavrına bürünmüş yeni bir nesil…
Kime neyi anlatabilir ki?

Şimdi kalkmış birileri…
Doğacak güneşlerden, barış ufuklarından…
Aydınlık günlerden bahsediyor!

Sisten, dumandan, karanlıktan…
Eğitimsizlikten görünmeyen kirli/paslı bu gamsız
ufuklardan…
Nasıl olur da beklenir ki doğacak bir güneş?

Tam da zaman kendine yenilmiş, kalleşler el üstünde
iken!

Mucize!

Haydar Dağ
haydardag@gmail.com
10.12.2009



Cevap Gönder